Dünya ve Türkiye’deki ekonomik ve siyasi olayları piyasa gerçekleriyle karşılaştırarak, nerelerde fırsatlar olduğunu veya nelerin pahalılaştığını anlamaya çalışıyoruz. Bugün dört ana başlık üzerinde duracağız.
Birincisi, Amerikan seçimleri. Önümüzdeki üç ayın en önemli olayı bence bu. FED’in ne yapacağı, Avrupa Merkez Bankası’nın kararları da önemli olsa da, Amerika’daki seçim sonuçları dünya ekonomilerini derinden etkileyecek. Türkiye’ye dönersek, orta vadeli programın açıklanması ve Mehmet Şimşek’in atanmasıyla başlayan süreçte önemli bir aşamadayız. Merkez Bankası’nın önümüzdeki aylarda zor bir sınav vereceği kesin. Bir ay önce Joe Biden’ın başkanlık yarışından çekileceği konuşuluyordu. Ancak Kamala Harris’in ortaya çıkmasıyla birlikte durum değişti. Bu belirsizlik, piyasaları oldukça etkiliyor. Türkiye örneğinde olduğu gibi, Trump’ın kazanması veya kaybetmesi, farklı ülkelerle ilişkilerimizi ve ekonomimizi farklı şekillerde etkileyebilir.
İkincisi, dünyada birçok belirsizlik var. Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki çatışmalar, Çin-Tayvan ilişkileri gibi konular piyasaları hareketlendiriyor. Bu belirsizlikler, yatırımcıları daha riskli varlıklardan uzaklaştırıp, güvenli limanlara yönlendiriyor. Bunların başında da altın geliyor. Bilindiği gibi son 1 yılda ülkelerin merkez bankaları altın rezervlerini artırıyor. Japonya Merkez Bankası faiz artırsa da, diğer büyük merkez bankalarının para politikaları gevşek kalmaya devam ediyor. Ancak Amerikan ekonomisinin beklenenden daha güçlü olması, FED’in faiz artırımına devam edebileceği endişesini yaratıyor. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerdeki piyasaları olumsuz etkiliyor.
Üçüncüsü; Türkiye’de ise hem orta vadeli programın uygulanması hem de Merkez Bankası’nın faiz kararları büyük önem taşıyor. Yabancı yatırımcılar, Türkiye’nin ekonomik reformlara ne kadar bağlı kalacağı ve enflasyonun düşürülebileceğine dair şüpheler taşıyor. Bu durum, Türk lirasının değerini olumsuz etkiliyor ve ülkeye sermaye girişini zorlaştırıyor. Bu da Türkiye ekonomisini, küresel belirsizlikler ve içerideki zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Merkez Bankası’nın faiz kararları, bu süreçte en kritik konulardan biri haline geldi. Yüksek enflasyonla mücadele ederken, büyümeyi desteklemek de önemli bir hedef. Ancak, küresel piyasalardaki dalgalanmalar ve yerel siyasi gelişmeler, Merkez Bankası’nın manevra alanını daraltıyor. Yabancı yatırımcılar, Türkiye ekonomisinin geleceğine dair belirsizlikler nedeniyle daha temkinli davranıyor. Özellikle orta vadeli programın uygulanması ve enflasyon hedeflerine ulaşılıp ulaşılmayacağı merak konusu.
Dördüncüsü; Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı’na atanmasıyla birlikte Türkiye ekonomisine yönelik beklentiler yükselmişti. Ancak, Şimşek’in uygulayacağı politikalar ve Sayın Erdoğan’ın görüşleri arasında potansiyel bir uyumsuzluk riski bulunuyor. Şimşek, daha ortodoks ekonomi politikaları benimserken, Erdoğan’ın seçim vaatleri ve popüler politikaları bu uyumu zorlaştırabilir. Şimşek, IMF gelmeden IMF politikalarının bir benzerini ülke ekonomisine yerleştirmeye çalışıyor. Bu da bazı çevrelerde özellikle düşük faiz ve para bolluğunu isteyen çevrelerde olumsuzlukla karşılanıyor. Özellikle bütçe disiplininin sağlanması, vergi reformları ve kamu bankalarının bağımsızlığı gibi konularda önemli zorluklar yaşanabilir. Bu durum, hem Şimşek’in hem de Erdoğan’ın siyasi geleceğini etkileyebilir.
Bu dört ana başlık, hem küresel hem de yerel ekonomik dinamiklerin ne kadar karmaşık ve birbirine bağlı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Amerika’daki seçimlerin sonuçları, yalnızca ABD’nin değil, Türkiye dahil birçok ülkenin ekonomik ve siyasi kararlarını şekillendirecek. Aynı şekilde, Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’daki çatışmalar gibi belirsizlikler, küresel piyasalarda dalgalanmalara yol açıyor. Türkiye’de ise orta vadeli program ve Merkez Bankası’nın alacağı kararlar, ekonominin geleceğini belirleyecek. Mehmet Şimşek’in politika uygulamaları ve Erdoğan ile olası uyumsuzlukları ise iç siyasetin ve ekonomi yönetiminin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Tüm bu gelişmeler, yatırımcılar için hem riskleri hem de fırsatları beraberinde getiriyor.
Özetle, piyasalar bu dönemde hem küresel hem de yerel olaylardan derinden etkilenmeye devam edecek; bu yüzden dikkatli ve stratejik hamleler yapmak her zamankinden daha önemli olacak.


Yorum bırakın